Kapat
Röportaj 3.641 views 0

Öztürk Yılmaz Röportaj

Öztürk Yılmaz 19 Eylül 1970, Ardahan’da doğdu. Ardahan Lisesi ve ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun olduktan sonra 1996 yılında girdiği Dışişleri Bakanlığı’nda sırasıyla Balkanlar, AGİT, Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkasya Daireleri’nde Daire Başkanı, daha sonra da Başbakanlık Dışişleri Başdanışmanlığı’nda Daire Başkanı olarak görev yaptı. Avrupa Birliği’nin kalkınma ve entegrasyonu konusunda (VUB-Brüksel) master yaptı. Yurtdışında ise sırasıyla Kırgızistan Büyükelçiliği, Brezilya Büyükelçiliği ve Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği’nde Müsteşar olarak görev yaptı. 15 Temmuz 2013 tarihinde Türkiye’nin Musul Başkonsolosu olarak atandı. 11 Haziran 2014 tarihinde IŞİD tarafından Musul Başkonsolosluğu’na yapılan baskın sonrası 43 kişiyle birlikte 101 gün boyunca alıkonuldu. 20 Eylül 2014 tarihinde 43 personeli ile birlikte serbest bırakıldı. 2 Temmuz 2015 tarihinde Büyükelçiler Kararnamesi ile Türkiye’nin Tacikistan Büyükelçisi olarak atandı. 3 Eylül 2015 tarihinde bu görevinden istifa ederek 26. dönem TBMM seçimleri için Cumhuriyet Halk Partisi’nden Ardahan 1. sıra milletvekili adayı oldu. 1 Kasım 2015 tarihinde yapılan erken genel seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nden 26. Dönem Ardahan milletvekili seçildi.

 

Siyasi Oluşumunuza Karşı Uygulanan Medya Sansürlerine İlişkin Ne Düşünüyorsunuz ?

Türkiye’de iki tane havuz medyası var. Bir tanesi iktidarın havuz medyası ve iktidar aleyhine hiçbirşey konuşturmuyor. Orada yer alanlar hep muhalefete yükleniyorlar. İkinci havuz medyası ise muhalefetin havuz medyası orada da muhalefet ile ilgili olumsuz tek bir cümle kuramazsınız. Sadece iktidarı eleştireceksiniz. İki havuz medyası da an geliyor birlikte çalışıyorlar. Zaten hükümet ile muhalefet birlikte iş tutuyorlar. Bizim oluşum bağımsız yeni bir oluşum. Bu oluşum ile ilgili bu zamana kadar yaptığımız çalışmalarda 2,5 ayda gelmiş olduğumuz nokta son derece tatmin edici bir nokta ve oluşum siyasi partileşmeye dönük hızlı bir şekilde devam ediyor. Türkiye’de demokrasi bitmiştir. Demokrasi adına laf konuşanlar laf kalabalığı yapmaktadır. Türkiye’de basın hurriyeti diye bir şey söz konusu değildir. Basının adı var kendisi yoktur.

Ayrıca bu oluşum ile ilgili maddeler halinde manifesto açıklıyoruz. Bu manifestomuz basında tek kelime yer almıyor. Bu şu anlama geliyor. Türkiye’de muhalefet iktidarı cam aynısı hatta kötüsünü kendisi yapıyor. İnsanlar Türkiye’de olup bitenden hiçbir şekilde haberdar olamıyor. İstediklerini haber yapıyorlar, istediklerine ise yer vermiyorlar. Bunlar bir siyasi alternatifin çıkmasını istemiyorlar. Ama çıkacaktır. Bunlar Türkiye’de maalesef bir düzen kurmuşlar danışıklı dövüş iktidar ile muhalefet aynıdır .Aynı düzenin parçalarıdır. Bu düzenin bozulmasını istemiyorlar. Bu düzen yıkılacaktır. Bize karşı bir sansür var. Sansür uygulanıyor. Hem iktidarın medyası uyguluyor , hem muhalefetin medyası bize karşı bir sansür içerisinde. Türkiye’de yeni bir sesin ,yeni bir soluğun,Türkiye’nin değişim özlemini gerçekleştirebilecek yeni bir kadronun iş başına gelmesini birlikte istemiyorlar. Birlikte iş tutuyorlar. Biz yepyeni bir oluşumuzuz. Türkiye’de yeni şeyler söylüyoruz. Yeni umutlar , yeni yüzler , yeni insanlar ile yepyeni Bir şey yapmak istiyoruz. Bunun amacı siyasi partileşmek , ve Türkiye’de mutlaka değişimi sağlamaktadır.

Öztürk Bey Hepimiz Buradayız Oluşumuyla Partileşme Süreciniz Devam Ediyor.  Parti İsmi Belli Mi ? Yoksa Süpriz Mi Olacak ?

Öztürk Yılmaz : Partinin ismi belli değil , bunu Temmuz 2019 ‘da yola çıktığımızda açıklamıştık. Partinin anakadrosu , merkezi teşkilatının şekillendirme süreci Mart ayının tamamlanmış olacak. O süre içerisinde de parti isminin halk tarafından konulacağını söylemiştik. Bizim bunun ile ilgili öneriler var. Değerlendiriyoruz. Ama gerçekten isimden ziyade misyonumuz önemli. Biz köklü bir misyonu temsil ediyoruz. Türkiye’nin gerçek manada değişimine dönüşümüne hizmet edebilecek  yepyeni bir oluşum teşkil ediyoruz. Elbette isimde önemli ona uygun bir isim mutlaka çıkacaktır ve çıktığı günde inşaAllah biz bunu dilekçemizi içişleri bakanlığımıza sunduğumuz günde kamuoyu ile paylaşmış olacağız. O zamana kadar bulsak da açıklamayı düşünmüyoruz.

Öztürk Bey Libya Uluslararası Toplum İçin Neden Önemli ?

Öztürk Yılmaz : Bir Kere Libya’da ki istikrarsızlık , ister istemez uluslararası toplumu da etkilemiş oluyor. Libya’da ki bugün bu istikrarsızlık ve iç savaş devam ederse , Libya’dan büyük bir göç olacaktır. Bu göçe baktığınız zaman Avrupa Birliği zaten göçmenler politikasından dolayı ciddi sıkıntılar yaşıyor. öncelikle Avrupa Birliği için önemli bir konu Libya’da ki barışçıl bir şekilde tesis edilmesi , istikrarın sağlanması. Diğer taraftan Mısır’ı etkiliyor. Tunus’u etkiliyor. Diğer Arap ülkelerini etkiliyor. Buradaki cihatçı unsurların varlığı , uluslararası   ve küresel sisteme bir tehdit olarak ortaya çıkıyor. Ayrıca Türkiye’yi etkiliyor . Çünkü Türkiye Akdeniz’de Libya ile de komşu bir anlaşma imzalamış bulunuyoruz , biliyorsunuz. İki anlaşma ,  deniz yetki alanları diğeri ise Libya’ya  askeri ve teknik yardım sağlanmasına ilişkin bir anlaşma imzaladık ve  Türk askeri orada bulunuyor. Her açıdan hem Türkiye’yi hem de uluslararası toplumu  Libya’da ki durum yakından ilgilendiriyor.

Sayın Vekilim Türkiye Doğu Akdeniz’de Nasıl Bir Politika İzliyor ? 

 Öztürk Yılmaz : Hükümetin Doğu Akdeniz Politikası Şu anda çok net değil. Libya ile bir anlaşma imzalandı. Deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasın ilişkin bir anlaşma. Bu anlaşmanın korunması önem taşıyor. Tabi Akdeniz’de hidro karbon kaynaklarının paylaşımı konusunda  ciddi bir sorun olarak devam ediyor. Diğer yandan Kıbrıs sorunu devam ediyor. Kıbrıs’da mutlaka hükümetin artık müzakerelerden çekilmesi ve KKTC’yi Kıbrıs Türk Devleti olarak bir an önce tanıtması gerekir. Çünkü müzakereler KKTC’yi daraltıyor. Daraltınca KKTC’nin deniz yetki alanlarının da daraltıyor. Türkiye’nin yerini zayıflatıyor. Dolayısıyla Akdeniz’deki politika hem ege adaları ile alakalı . Hem kıbrıs sorunu ile alakalı , hemde Akdeniz’deki diğer komşuların deniz yetki alanlarıyla alakalı bir konu. Karmaşık bir konu. Bir yerden başlamak lazım. Ben hükümetin yerinde olsam KKTC’yi Kıbrıs Kıbrıs Türk Devleti olarak  tanıtırım. Sahil şeridinin şu anda KKTC’nin yüzde 54’ü Türklerin elinde . Dolayısıyla deniz yetki alanlarının önemli bir kısmını garanti altına alırım. Libya ile olan anlaşmayı güvenceye alırım. Şu anda o yönde bazı adımlar atıldığını görüyorum , ama daha farklı diplomatik kanallar ile bu adımlar güçlendirilebilir. Ege’de Türkiye’nin ada adacık ve kayalıkları şu anda  Yunanistan işgali altında . Onlar konusunda da somut  bazı adımlar atarım. Sonuçta bizim Akdeniz’de ve Ege’de önümüzün açık olması lazım. Kaynakları kullanılabilecek kapasitelerimizin olması lazım ve hukuki olarak da  Haklarımızın güvence altına alınmış olması gerekiyor.

Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Doğu Akdeniz’deki Enerji Kaynakları  Açısından Mevcut Tezleri Nelerdir ?

Öztürk Yılmaz : Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye’nin orada Egemen Haklarına  Saygı Göstermiyor. Kıbrıs adasını , tamamını , Kıbrıs Cumhuriyeti olarak temsil ettiğini iddia ediyor. Dolayısıyla ne Türkiye’nin haklarına ne de Kıbrıs Türklerinin haklarına riayet ediyor. Hal böyle olunca da Rum yönetiminin adaya ilişkin , deniz yetki alanlarına ilişkin , Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarımıza ilişkin tutumu maalesef  bizim açımızdan kabul edilebilir bir durum teşkil etmiyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi , yanlış bir noktada duruyor. Türkiye’yi provoke edecek açıklamalar yapıyor. Adımlar atıyor. Deniz yetki alanlarının bazılarını uluslararası şirketlere açmak sureti ile orada uluslararası şirketlere doğalgaz ve petrol aramasına imkan sağlıyor. Ne Türkiye’nin iznini alıyor. Ne de kıbrıs Türklerinin hem Türkiye’nin haklarını hemde Kıbrıs Türklerinin Haklarını açıkça ihlal etmiş oluyor.

Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Doğu Akdeniz’deki Enerji Kaynakları  Açısından Mevcut Tezleri Nelerdir ?

Öztürk Yılmaz : Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye’nin orada Egemen Haklarına  Saygı Göstermiyor. Kıbrıs adasını , tamamını , Kıbrıs Cumhuriyeti olarak temsil ettiğini iddia ediyor. Dolayısıyla ne Türkiye’nin haklarına ne de Kıbrıs Türklerinin haklarına riayet ediyor. Hal böyle olunca da Rum yönetiminin adaya ilişkin , deniz yetki alanlarına ilişkin , Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarımıza ilişkin tutumu maalesef  bizim açımızdan kabul edilebilir bir durum teşkil etmiyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi , yanlış bir noktada duruyor. Türkiye’yi provoke edecek açıklamalar yapıyor. Adımlar atıyor. Deniz yetki alanlarının bazılarını uluslararası şirketlere açmak sureti ile orada uluslararası şirketlere doğalgaz ve petrol aramasına imkan sağlıyor. Ne Türkiye’nin iznini alıyor. Ne de kıbrıs Türklerinin hem Türkiye’nin haklarını hemde Kıbrıs Türklerinin Haklarını açıkça ihlal etmiş oluyor.


Güncelleme : 06.02.2020

Hükümetin Suriye’de Nasıl Bir Politika İzlemesi Gerekiyor ? Nasıl Bir Strateji Uygulanmalı ?

“Türkiye Suriye ile  doğrudan çatışması , söz konusu olabilecek mecraya sürükleniyor olaylar . Sayın Cumhurbaşkanı Eğer  Şubat’ın sonuna kadar esat güçleri Suman ve Morek’de ki bizim gözlemci noktaların ötesine, Yani gerisine çekilmezse doğrudan müdahale edileceğini belirtti. Bu şu anlama geliyor ,  Suriye ile doğrudan çatışacağız , anlamına geliyor.”

 

Türkiye’nin İdlib’te Nasıl Bir Politika Uygulaması Gerekiyor ?

Türkiye’de maalesef akıllı bir strateji bu konu ile ilgili izlenmemiştir. Bununla ilgili yapılması gerekenler vardır , yapılmamıştır. 5 aşamalı  realist yaşayabilir , Türkiye’nin meşruiyet alanını genişletebilecek ve  bundan sonra olabilecek gelişmelere karşı Türkiye’nin elini güçlendirecek bir plan gerekiyor.Bir kere daha önce defalarca söyledim İdlib’te ki gözlem noktaları iki gözlem noktamız şu anda Esad tarafından çevrelenmiş  durumda ikmalde ve güvenlikte zorluklar yaşıyoruz. Bir kere bu gözlem noktalarının biraz daha kuzeye çekilmesi ve orada daha güvenli bir hat oluşturulması önem ve öncelik taşıyor . 

“Bu tarihi bir öneridir. Hükümet dinler dinlemez ama göreceksiniz olaylar bu noktaya gelecektir. Bu noktaya geldikten sonra iş işten geçtikten sonra birşeyler yapmak zordur. Şimdiden tedbir almak gerekir. İkinci konu bu gözlem noktalarını biraz kuzeye çekip Hattı sağlamlaştırdıktan  sonra yani sınırımızın 20 – 25 kilometre derinliğine bunları aldıktan sonra bu defa idlib’de Afrin’de. Fırat kalkanı alanında ve Barış Pınarı Harekatı alanında yani 4 bölgede O bölgenin ileri gelenlerinden müteşekkil olacak geçici meclisler oluşturulması.Geçici idareler teşekkül ettirilmesi gerekir. 3.sü geçici meclislerin karar alarak bu 4 Meclisin olduğu ve idarenin olduğu alanlarda seçim yapılması gerekir. Ve normal yani geçici meclisten bu defa normal meclise geçilmesi ve normal idarelerin oluşturulması. 4 – bu meclislerin  ve idarelerin birleştirilmesi. Tek  Meclis ve idareye dönüştürülmesi gerekir. Evet Barış Pınar’ı bölgesi dışarıda kalıyor ama yönetimsel olarak yetki merkezde herhangi bir bu alanlardan birinde olabilir. Ve tek  idari olunca bu defa Suriye’deki. Barış görüşmeleri başladığı anda Bu alanın masaya yekvücut tek vücut müzakere için oturması.. muhtemelen federal bir Suriye çıkacağı için bu alandaki meşruiyet alanı oluşmuş, Seçim yapılmış bir idare kurulmuş tek bir meclis oluşturulmuş bir  şekilde masaya oturabilecek. Eğer Suriye’nin birleşmesi mümkün olamayacaksa .Kalıcı bir bölünme söz konusu olabilecekse Buna da bir hazırlık içindir. Bu o zaman bu idarenin ve meclisin bir referandum kararı alması gerekir..Bu referandum kararında nereye  ait olacağına ve statüsünün ne olacağına karar vermesi gerekir.

Türkiye şu anda meşruiyet açısından Kim davet etti noktasında sıkıntı yaşıyor. Ankara Anlaşması falan gündeme getiriliyor ama sağlam bir meşruiyet alanının yaratılması lazım. Suriye’nin bölünmesi halinde veya federal bir yapıya geçmesi halinde mevcut şu andaki yapıyla Türkiye’nin masada ağırlıklı bir rol  alabilmesi mümkün değildir. Türk askerini orada Kanı akmıştır. ”

“Bu bölgede”Çok ciddi bir bölünme devam ediyor. Referandum da bu Yapı kendi geleceğini belirleme hakkına sahip olacaktır. çünkü Suriye bölünmüş ise birleşme imkanı ortadan kalkmışsa buna bir meşruiyet zemini verilmesi gerekir. Bunu yapmak Esatla doğrudan çatışıp Savaş başlatmaktan daha stratejik ve daha derinlikli bir konudur.Türkiye’nin Özellikle yönetimin. Başka çevrelerin gazına gelip bu bölgede doğrudan esatla çatışması halinde en fazla bu hükümetin de çok dile getirdiği, ve itiraz ettiği Trump’ın Yüzyıl planı olarak sunduğu , İsrail Filistin Haritasını İsrail’in lehine şekillendirecektir. Bizim bir tuzağa düşmeden bunu soğukkanlılıkla yapmamız gerekiyor çünkü coğrafyada siz oraya asker sevk etmişsiniz şehitlerimiz gelmiş orada belli bir alanı kontrol ediyorsunuz ama idari bir yapı yok . bir meşruiyet alanı yaratmamışsınız siz buradaki devletin aklını  devreye sokmanız gerekir. Bu 5 aşamalı plan en yaşayabilir en Türkiye’ye meşuriyet alanı sağlayabilir ve Türkiye’nin elini güçlendiren bir plandır . Eğer orada bu 5 aşamalı plan yapılırsa. Orada Türkiye işler daha da kötüye giderse bu yapıyla güvenlik Anlaşması ve Türkiye’nin orada kalışını meşrulaştıracak yeni bir anlaşmada yapabilir.”

error: